6 Ocak 2019 Pazar

NE OKUSAM?


 Herkese Merhaba,

Son zamanlarda kitaplarını severek okuduğum geçn bir yazardan bahsetmek istiyorum. Şebnem Burcuoğlu'ndan. Kendisini birçok kişinin 'Kocan Kadar Konuş' filminden hatırlayacaktır. Zira ülkemizden kitaplardan önce televizyon ve içi boş diziler tercih ediliyor. Uzun satırları okumaktan sıkılıp daha kolayı olan video izlemeyi tercih etmek herkesin işine geliyor.

  

Burcuoğlu, Bilkent Üniversitesi mezunu imiş. Şu anda Milliyet Gazetesi'nde köşe yazarlığı yapıyor. Demirören Medya'ya Kurumsal İletişim direktörü olarak atanmıştır. Web sitesinden hakkında detaylı tüm bilgilere ulaşabilirsiniz.

http://www.sebnemburcuoglu.com/


Bütün kitaplarını okudum. Akıcı üslubu ve günlük hayatın ortaya çıkardığı ilginç karakter ve öykülerle dikkatimizi çekmeye devam ediyor.  Eminim ki  kitaplarını sıkılmadan bir solukta bitireceksiniz.




     


23 Aralık 2018 Pazar

KAHVE FALI


Fala inanma falsız kalma demişler. Lakin bazen fincanda öyle belirgin şekiller çıkabiliyor ki insan hayretler içerisinde kalabiliyor. Şu an olduğu gibi...😲



FAVORİ PARFÜMLERİME DEVAM


Herkese Tekrar Merhaba,

Birkaç ay evvel ki yazımda en sevdiğim parfümlerimin hangileri olduğunu paylaşmıştım. Bugün bahsedeceklerim de yine deneyip memnun kaldığım ve favorilerime eklediğim kokular...



Versace Crystal Noir

versace crystal noir ile ilgili görsel sonucu

Bu markanın daha önce Bright Crystal ini kullanmıştım. Kokusu güzeldi fakat bunun kadar kalıcılığından memnun kalmamıştım. Noir,

 Donetella Versace kokuyu ilk kez kokladığında neler söylemiş: “şehvetli, nadir ve narin, hem kırılgan hem vahşi, işte tam da anlatmak istediğim buydu!” .Bir kereden fazla satın aldığım ve favori kokularım arasına aldığım nadir parfümlerdendir kendileri. Genelde hanım hanımcık olmak istediğim günlerde elimin gittiği..😀
Amber ve Misk kokusunu seviyorsanız keyifle kullanacağınıza eminim. 

Yves Saint Laurent Mon Paris EDP



İlgili resim



Parfüm satın alırken kalıcı olmasını istiyorsanız Edp olmasına dikkat etmelisiniz. Mon Paris e gelicek olursak, günlük olarak kullanabileceğiniz çiçeksi ve ferah bir koku. Edt olmasına rağmen kalıcılığı muhteşem. İçinde 

Şakayık – Beyaz Misk-Datura Çiçeği – Silhat Esansı bulunuyor.



AVON FEMME EDP



avon kadın parfüm ile ilgili görsel sonucu

Greyfurt, yasemin, armut, nilüfer, manolya, gardenya, şeftali kabuğu, misk ve amber ağacı notaları bulunan hafif ve temiz koku arayanlara güzel bir alternatif olacağına eminim. Meyve ve çiçek notalarını birarada sevenler için harika bir koku...

8 Aralık 2018 Cumartesi

SİZ DE BİZİM PAZARLAYAMADIKLARIMIZDAN MISINIZ?



  Pazarlama denildiğinde ürün veya hizmetlerin alıcı bulabilmesi adına yapılan iletişim stratejileri aklımıza gelir. Temelde tüketiciyi koşullandırmak diye yorumlayan bir kesim de bulunmaktadır. En genel haliyle ürün, fiyat, yer ve promosyon çalışmaları olarak hemen hemen herkesin bildiği bir kavramdır.
 Ben pazarlamayı üniversite yıllarında bütünleşik pazarlama iletişimi gibi derslerde kitap satırları arasında tanısam da kendisiyle birebir iş hayatına atıldığımda müşerref oldum. Bir de ilkokuldayken haftasonları TRT'de izlediğim Bizimkiler dizisindeki Halil Pazarlama Ltd Şti'den. :) Şirketin Ceo'su namı değer yandan çarklı Halil efendiden. Hepimize bastonlu pazarlama dersleri vermişti. Kırarım boynuzunu İblis! diyen Halil ile yetişen bir kuşağız biz. 

''HER YER HALİL, HER YER PAZARLAMA''


''ÇOK YAKINDA TÜM AVM'LERDE ''HALİL SPOT PAZAR'' SİZLERLE OLACAK''

''YENGEÇ, HALA SENETLERİ ÖDEMEDİ''


   Nostaljiden sonra konumuza dönersek: Genelde şirket içerisinde üç-beş kişilik bir ekibin pazarlama departmanında çalışıp tüm pazarlama stratejilerini oluşturduğu bir bölüm gibi algılarız. Halbuki işin özü hiç de sanıldığı gibi değildir. Pazarlama, sadece beş kişilik pazarlama okumuş kişilerin tekelinde bir iletişim bilimi-sosyal bilim değildir. Kurumlarda, pazarlama denildiğinde kapısında çalışan güvenlik görevlisinden, resepsiyonunda duran personelinden, İnsan kaynaklarına ve Finans birimine kadar tüm çalışanların pazarlama bakış açısıyla hareket etmesini gerektirir. Ürünün fiyatını belirlerken finans birimi pazarlama bakış açısına sahip olacak ki fiyatlandırma aşamasında doğru analizler yapılabilsin. 

  Genelde biraz kasıntılardır pazarlama birimindeki çalışanlar. Normal bir mail atarsın muhakkak iğneli, hafif agresif bir yanıtla karşılık verir. En azından benim çalıştığım yerdekiler öyleydi. (Birçok şirket değiştirdim bu arada, görüşlerimi küçümsemeyin J) Sıklıkla satış ile karıştırılır. Ya da bilim mi yoksa sanat mı diye tartışmaları yapılır. İstatistikten, Sosyolojiden, Ekonomiden, Antropolojiden, Psikolojiden, Coğrafi koşullardan beslenen bir alanı sosyal bilim olarak değerlendirmek kanımca daha sağlıklı olacaktır. Kaç tanesi tüm bu bilimlerden yararlanıyor, veya altyapılarında bu donanım var derseniz bence çoğunda yok. Robert mezunu olup, en az iki dil konuşabilen ve Harvard’da eğitimini tamamlamış ve birçok çok uluslu şirketlerde çalışmış kişileri tenzi ediyorum. Gerçi buralarda okumak gerekmiyor illa iyi bir pazarlama uzmanı olmak için. Sadece bu havaya ve albeniye sahip davranışlarda bulunuyorsanız altyapınızın da aynı doğrultu da sağlam olması gerekiyor.Yoksa bu çok bilmiş takılmalarınız soytarılıktan başka hiçbir işe yaramaz. Arkanızdan güler geçeriz. Boğaziçi'nden mezun olmuş sünepe, kendine güveni olmayan ve telefonda daha doğru konuşmayı bilmeyen kişiler de gördüm, görmedim değil. Yanında sekiz senelik deneyimi olan kişiye nasıl mail yazılır diye ders verenleri de gördüm. Lise mezunu, yirmi yaşında yanındaki kişinin işine karışır. Bakarsın yazdığına bir paragrafta en az iki tane devrik cümle kurmuş ve anlatım bozukluğu var. Ama sana, bana akıl vermeye kalkar. Bu tipleri en fazla ''Z'' kuşağında görüyorum. Yadırgamamak lazım çocuklar dijital çağda doğdular. Hayatları gibi algı sistemleri de sanal dünyada şekillenip, vücut bulduğu için özgüven ile haddini bilmeyi sıklıkla karıştırırlar. Şirketlerde bu birimde çalışan personellerin daha havalı olmasını ve her işinize karışmasını (özellikle satışçılara) yaşadım. J Biraz haklılık payları var çünkü satış, reklam, hakla ilişkiler yani tutundurma alanındaki tüm birimler pazarlamanın bir parçasıdır sadece. Önemli olsa da pazarlama uzmanlarının satış uzmanlarından yahut reklam uzmanlarından üstün bir tarafları yoktur. Ne eğitim, ne zeka ne de kişilik özellikleri olarak. 



  Pazarlamanın bir çok birimi kapsaması burunlarının kaf dağına kalkmasına sebep oluyor sadece. Hani çok yaratıcı işler yapıyorlar ya, çok üretkenlerdir ya o bakımdan. Gerçi reklamcılarda da var bu durum. Reklam Ajanslarında vardır bu tiplerden. Biraz daha rahat bir ortamda çalışıyorlar, işe parmak arası terliklerle gidiyorlar diye tüm gezegenin kendi etraflarında döndüğünü sanıyorlar. En azından etrafa böyle bir enerji yayıyorlar. Birkaç beyin takımı var oda bir veya iki kişiyi geçmez. Bu kişiler dışında yaratıcı kimsenin olmadığını kabul edelim arkadaşlar. Yaratıcı olmak, diğer kişilerden farklı olmak saçlarını beline kadar uzatmak, beş karış sakal bırakmak, küpe takıp, tüm vücuduna dövme yapmak, yağlı kafayla dolaşmak, hakkında hiçbir şey bilmediğin deist, ateist gibi alanlara yönelmek, saçını yeşile boyamak, diline piercing takmak entel görünmek değildir. 




  Farklı ve biraz daha marjinal olmak istiyorsanız çok okuyacaksınız. Üreteceksiniz. Birçok kişinin yapamadığı meşgalelerle uğraşacak topluma faydalı olacak, en azından anlamlı işlerle uğraşacaksınız. Tabi işiniz dışında. Genel kültürünüz olacak. Yemek kültüründen de anlayacaksınız, müzikten de , edebiyattan da, tiyatrodan da, sinemadan da... Ayda bir kez hangi film vizyona girdiyse izleyeceksin. Yeni çıkan kitapları takip edeceksin. Rus Edebiyat'ından bir yazar ismi duyduğunda şaşırmayacaksın. Öyle haftasonu yağlı kafanla izbe Hard Rock kafeye gitmekle, içki içmekle marjinal olunmuyor. İçki deyince aklıma seneler evvel çalıştığım bir şirkette sözde marjinal takılan bir kız bana şöyle tuhaf bir soru sormuştu: Özleyiş neden sigara içmiyorsun? Sahi hiç içmedin mi? Aykırı olmak, farklı olmak sigara veya alkol kullanmayla başlıyor onların lügatında. Ajans tecrübem çok kısa bir süre olmuştu. Ajans sahibinin motosikleti vardı. Dövmeli, siyah, uzun kıvırcık saçlı bir kadındı.İşe motoruyla gelirdi vs.. Havalı olurlar vesselam.




   Tekrar ana konumuza dönecek olursak; sahaya ve müşterilere temas eden ve yakından tanıyan kişiler satış personelleridir. Bu bakımdan pazarlama ve satış birbirini beslemelidir. Dünyanın en zekice hazırladığınız pazarlama stratejileriniz; ürün, hizmetlerinize talep talep oluşturmamışsa satın alınmıyorsa tüm stratejilerin hiçbir anlamı yok demektir. Satışçılar bu yüzden bir şirketin canı, kanıdır. Bu yüzden değil mi mühendis bile yüksek lisansını pazarlama alanında yapıyor. Pazarlama uzmanları stratejilerini belirlerken çeşitli araştırma yöntemlerinden yararlanırlar. Kalitatif, kantitatif, odak grup çalışmaları vs… Yapılıyor yapılmasına da neden yeni piyasaya çıkan ürün ilk 3 ayda raflardan kaldırılıyor? Neden talep görmüyor, neden satın alınmıyor? Demek ki bu yöntemler yeterli değil. Demek ki insanların ''düşünce ve duyguları arasında'' koskoca bir boşluk var. Yoksa neden sigara paketlerinin üzerine ürkütücü ciğer fotoğrafları konulup, sağlığa zararının uyarının yapılmasına rağmen ve herkesin zararlarını bilmesine rağmen satılıyor? ürün yerleştirme, koku pazarlaması gibi konulara bir sonraki yazımda değineceğim. Son olarak birkaç kitap önermek istiyorum. Bu alanda çalışmak isteyen veya okumak isteyenlere katkı sağlayacağına eminim.

Sevgiler...

 buyology ile ilgili görsel sonucu en iyi marketing kitapları kategorisi ile ilgili görsel sonucu

 


3 Kasım 2018 Cumartesi

HİZMET SEKTÖRÜ ANALİZİ VE KALE CAY BAHÇESİ-RUMELİ HİSARI





Bugün size şahane bir mekandan bahsedeceğim. Kale Cay Bahçesi'nden. Rumeli Hisarı'nda sahil havası alıp leziz bir kahvaltı yapmak isteyenlerin uğrayabileceği bir mekan burası. Yüksek Lisans projem nedeniyle mekan sahibi ile keyifli bir röportaj yapıp, hem hizmet sektörünü daha yakından tanıma fırsatını buldum. Hem de denize karşı İstanbul havası alıp keyifli bir cumartesi geçirdim. 

Yeme- içme sektörü insan odaklıdır. Yani işinizi severek yapmanız bu alanda hayatta kalmanızın olmazsa olmaz koşuludur. Bu yüzden insanları sevmeniz ve anlamanız gerekir. Üzülerek söylemeliyim ki ön yagılı biriyseniz ve alıngan bu ekosistemde mutsuz olmanız an meselesidir. Müşteri ile iç içe olunan meslekler bu profildeki kişilik yapılarına uygun değildir.

Günümüzün beyaz yakalıları kurumsal hayatlarından sıkılıp, kafe-restaurant açma hayaliyle yanıp tutuşmaktadır. Etrafımıza şöyle bir göz gezdirdiğimizde her sokak başında salgın gibi cafelerin açıldığanı görüyorüz. Fakat kaç tanesi varlığını sürdürebiliyor? Birçoğu üç yılı bulmadan tasını tarağını toplayıp ya kapanıyor. Ya da isim değişikliği ile varlığını sürdürmeye çalışıyor.

Restoran ve cafe işletmeciliği dışarıdan çok cazip, heyecan verici, eğlenceli görünebiliyor. Ancak, bir restoranı açmayı planlarken, bu renkli görüntüye aldanmamanızı tavsiye ederim. Planınızı, hesabınızı, iletişim stratejilerinizi belirlemeden yola çıkmak çok da akıllıca bir hareket olmayacaktır.

Girişimcililik, farkındalık demektir. Burnu iyi koku alan, iyi gözlemci, analitik, teknolojiyi, trendleri yakından takip eden ve kendini sürekli geliştiren. Pergel gibi bir ayağı Türkiye'ye saplanmış, sabit. Diğer ayağı dünyayı gözlemleyen... Hani çok popüler bir söz vardır: Global düşün, yerel hareket et.



İşletmenizi açar açmaz para kazanılacağına inanmak yapılan en büyük hatalardan biridir. Gerçi her zaman durum böyle olacak diye bir şey yok. Sadece temkinli ve maliyet hesaplarınızı profesyonelce yapmanızı öneririm. Yapamıyorsanız da uzmanlardan destek almalısınız. Konseptinizi, finansal durumunuzu, ortaklık yapınızı ve lokasyonunuzu belirlerken dikkatli olmalısınız. Bu konulara önem vermeyenlerin yaşam süresinin kelebeğin süresiyle paralel gittiğine üzülerek şahit oluyoruz.


  Kale Çay Bahçesi'nin sahibi Aysel Hanıma şu soruyu soruyorum: Sizce müşteriler gideceği cafe- restoranı seçerken nelere dikkat ediyor? Ona göre insanlar kendilerini oraya ait hissettikleri ve duygusal bir bağ kurduklarında sadık müşteriler haline geliyor. Haklılık payı var zira insanlar ailesi gibi hissettiği, çalışanlarıyla yani garsonlarla iyi ilişkiler kurduğu, rahat hissettiği yerlere daha sık gitme eğilimi gösteriyor. Aysel Hanım, çocukluğunda Kale'ye gelmiş turist müşterilerinin yıllar sonra Türkiye'ye geldiklerinde ilk olarak buraya uğradığını söyledi. Sebebini sorduğunda; çocukken ailemle burada çok güzel vakit geçirmiştim, parkında oyunlar oynamıştım yanıtını almış. 


Farklı, sosyalleşmeye açık ve keyifli bir mekan yaratmak için müşteriye aynı davranan bir ortam yaratmak şart. Bir çay da içseniz sizden on kat para harcayan biriyle aynı muameleyi görmelisiniz. Yani müşteride değer yaratmak önemlidir. General Motors'un Ceo'su Alfred P. Sloan her yıl birkaç kez sıradan araba satıcısı olarak oto galerilerinde çalışırmış. Bu sayede müşterilerinin sorunlarını, beklentileri ile daha yakından meşgul olurmuş. Peki sadece mevcut müşterilerini gözlemlemek ve ilgilenmek yeterli mi? bana sorarsanız yanıtım hayır olur. Çünkü kendi müşterilerinizi anlamak yetmez. Esas potansiyel henüz müşteriniz olmamış kişilerde. Sorularımız: Müşterimiz kim? Ne yer Ne içer? Nerelereden giyinir? Ne okur değil, Kim müşterimiz değil ve Neden? olmalıdır.


Bana sorarsanız işletmeyi açarken en sık yapılan hatalardan biri kirası ucuz olsun diye ikinci sınıf bir lokasyonu tercih etmek. Ya da menü kalemlendirilmelerini yanlış planlamak. Fiyatlandırmalarda yapılan hatalar. Bazen de alakalı alakasız yemekleri bir arada sunmak. Bir tarafta yöresel tatlar, diğer tarafta dünya mutfağından esintiler koymak. geçenlerde ismini vermeyeceğim meşhur markalardan birini aradım ve Katmer sipariş ettim. Yok efendim yanıtını aldım. Her aradığımda olumsuz yanıt alıyorum. Meşakkatli ve zaman isteyen yiyeceklerin menüde yer alması bana sorarsanız riskli bir durum.

Aysel hanım, Kale Çay Bahçesi'nde özellikle menülerinde kaliteye çok dikkat ettiklerini, yağlarını ve bazı malzemelerini özel olarak yıllardır çalıştıkları aynı tedarikçiden temin ediyormuş. Masalara servis ettkleri tabak ve çatalların da aynı şekilde kaliteli malzemelerden porselen vss.. seçtiklerini ifade etti. Özellikle keklerini kendileri yapıyormuş. Gittiğinizde denemenizi tavsiye ederim.

Son olarak merak ettiğim bir diğer konu yeme-içme sektöründeki teknolojinin gelişimi ve sosyal medya hakkındaki düşünceleriydi. Dijitalleşmeye ve teknolojiye vakit ayıramadıklarını ifade ettiler. Günümüzde insanlar artık yedikleri, içtikleri her şeyin fotoğrafını çekip paylaştığı bir zamanda bence bu alanlara daha fazla yatırım yapılmalı. Çünkü isteseniz yapamayacağınız reklamı sosyal medya ile rahatlıkla gerçekleştirip, kısa sürede hedef kitlenize ulaşabiliyorsunuz. ''Atlantis Dubai'' denizaltı restoranı ile insanlara köpek balıklarıyla fotoğraf çekip paylaşma deneyimi yaşatıyor.






Son olarak; Türkiye'deki gastronomi sektörüne en az İtalya, Fransa, İspanya'daki gibi devletin yeterli desteği sağlaması taraftarıyım. Türk mutfağının bu alandaki zenginliğinin yeterli desteği almalıdır. 







YENİ NESİL START-UP (GİRİŞİMCİLİK)


   Günümüzde yeni nesil iş insanlarının hayallerini gerçekleştirmek ve arzu ettikleri iş yaşamını kurma adına çeşitli girişimcilik faaliyetlerine kalkışmaktadır. Politikacıların önemli bir kısmı bu oluşumları teşvik edip cesaretlendirici konuşmalar yaparken aslında gerçekler hiç de sanıldığı kadar  kolay ilerlememektedir. Çünkü zaman, kişiye ömrünü bir işten fazlasını yapabilecek fırsatı tanımamaktadır.

 Ekonomik kriz cenneti ülkemizde ayakta kalabilmek neredeyse imkansız hale gelmiştir. Her iki girişimden bir tanesi iflas ederek sektörden çekilmek zorunda kalmaktadır. Kimilerine göre bunun nedeni sıcak parayı çok farklı yerlere harcamak. Kimileri içinse maliyetleri iyi hesaplayamamaktır. Start-Uplar’ın amacı genellikle kurulu bir düzen çerçevesinde pazarda fırsat gördüğü alanlara yönelerek; yaratıcı, yenilikçi, inovatif bir fikri olan, maddi birikimini ise yatırımcılardan sağlayarak hızla büyüyüp, pazarda büyük dilimi kapmaktır.



 Girişimcilik çoğu iş insanına göre sadece bir hayalden öteye gidemeyen oluşumlar olarak nitelendirilmektedir. Çoğu genç girişimci kısa sürede fikirlerini hayata geçirerek ‘’Facebook,  Apple gibi ün kazanmanın derdindedir. Çünkü artık insanlar bacası tüten dev fabrikalar yerine, bir ‘’App’’ (Application) uygulamaları ile ciddi kazançlar elde edebiliyor.  Uber uygulaması gibi… Artık insanlar saat dokuz akşam beş çalışmak istemiyor. Kurumsal hayatın katı kurallarından uzaklaşıp kendi şirketinde arzu ettiği şekilde çalışmak istemektedir. Bu durum da sektörde Start-Up  salgınının oluşmasına neden olmaktadır. Bir anlamda tüm bu oluşumlar gerçekte‘’Kobi’’ ya da ‘’Esnaf’’ olarak değerlendirilmelidir. Popüler kültür ‘’Start-Up’’ tabirini daha havalı bulsa da gerçeği ‘’Kobidir.’’ Tüm bu faaliyetlerin içerisinde olup kartvizitlere ‘’Co-founder’’ veya ‘’Ceo’’ yazdırılması da kaçınılmaz bir gercek olarak gözlemlenmektedir. Kartvizitlerin üstünü doldurup, altını dolduramayanlar ise pazardan birer ikişer çekilmektedir.



   Pek çok iflas eden girişimlerdeki en büyük problem rehavetten kaynaklanmaktadır. Tüm işler sorunsuz ilerlerken kötü günleri düşünmeyen, kenara bir miktar bütçe ayırmayan oluşumların sonu ekonomik krizlerde sektörden çekilmek olduğunu görmekteyiz. Bu nedenle kazanç elde edilen dönemlerde elde edilen fazla miktarı ‘’nereye harcasam yerine’’ kriz sermayesine ayırmak daha sağlıklı bir karar olacaktır. Birçok firma geniş perspektife sahip müşteri portföylerinin (kobilerden, holdinglere kadar)olması sebebiyle hayatta kalmıştır. 



  Pyasada tutunmak isteyen bir firmanın amacı mavi okyanusu bulmaktır. Yani henüz ulaşılmayan müşteri kitlesine ulaşmak. Yeni pazarlar yaratip veya kesfedip yogun rekabetten siyrilmayi ongorur. Geri dönüşüm sektörünün pazarda ciddi bir potansiyel barındarması gibi. Üçyüz tane okula imha edilmek istenen bilgisayarları alıp hard disklerini yenileyerek geri kazandırıp yardımda bulunmuşlardır. Rockefeller şöyle demiş: "bana ilk 1 milyon dolarımı nasıl kazandığımı sormayın, sonraki her kuruşumun hesabını veririm" Girişimcilik ekosistemine girip ilerleyebilmenin zorluğunu özetlemektedir. Türkiye’deki kısa süren Start-Up öykülerinin temel sorunu: Kobilere göre yatırımcıların destek olmayışı. Yatırımcılar içinse; Girişimlerin büyük ölçekli firmalar tarafından satın alınmayışı olarak gösterilmektedir. Facebook,(Watsapp) Google,(Motorola) Google, (Youtube), Yahoo (Broadcast.com) gibi şirketleri satın alarak girişimciliğe destek olmaktadır.
Sonuç olarak; tüm stratejik pazarlama planlarınız şayet ürün/hizmetlerinizi satamıyorsanız  sunduğunuz teklifin bir önemi kalmayacaktır.