23 Mart 2019 Cumartesi

SATIŞÇI DEĞİL SATICI



Satıcı denildiğinde aklımıza ilk gelen şey elinde çantası, takım elbiseli, saçları iyi traş edilmiş-fönlü, makyajlı, ve suratında samimiyetsiz gülüşle karşımıza dikilip, ürün- hizmetinin faydaları hakkında ikna edici cümleler kuran kişiler olarak yorumlarız. Sahi ‘satıcı’ bunlardan mı ibaret? Tabiki değil…


Kazıdığınızda altında ne kadar derin bir su barındırdığını ancak iyi satıcıları gördüğünüzde anlıyorsunuz. İyi derken nasıl iyi? Neyin iyisi? Cancağızım, soyut bir kelimeden yola çıkarak konuyu kalemimin gücü yettiğince açıklamaya çalışacağım.

Günümüzde fiziği düzgün, uzun boylu, zayıf kadınlar ve erkeklerin bu meslekte şanslı olduğu düşünsek de bence ‘güzellik’ aynı gönül ilişkilerinde olduğu gibi bir yere kadar işinize yarıyor. O manken fiziğinizin dışında bazı yetkinlikleriniz yoksa üzgünüm ama sizi hiçbir yere götürmeyecektir. Yapılan araştırmalar uzun boylu kişilerin dünya genelinde kısa boylulara göre işe kabul edilmede daha avantajlı olduğunu göstermiş…

Geçenlerde okuduğum bir makalede ise güzel kadınların yükselmede işe kabul edilmenin aksine zorlandıklarını göstermiş. Yani Türkçe meali; hem güzel hem de zeki, başarılı olmanın insan psikolojisindeki kabul edilmemesi gerçeği… Yani önyargılar… Aptal sarışın olayının ‘’Marilyn Monroe’’ dan çıktığını biliyor muydunuz? Rol aldığı filmlerde 'seksi' 'çekici', insanı cezbeden şuh kahkahaları ve gözalıcı kıyafetler giydi diye üzerine yapıştırılan bu etiket günümüze kadar gelmiştir. 


Birçok insanın birine karşı hasetlendiğinde, öfkelendiğinde ya da başarısını gölgelemek istediğinde yaptığı gibi... Kadın, neredeyse tüm erkeklerin hayran olduğu, başarılı, dikkat çekici ve gitgide şöhretinin tüm dünyaya yayılma gücü olduğunu fark edenlerin başvurduğu şey 'aptal sarışın' hıh! olmuştur. Dediler de ne oldu? Genç yaşına tüm bu başarıyı sığdırıp, kendi ülkesinin sınırlarını aşarak tüm dünyanın tanıdığı biri haline geldi. Hatta Birçok sanatçı halen kendisini taklit etmektedir. (bknz. Seda ablamız 😊)


Beyaz kıyafeti, yüzündeki beni, sarı dalgalı saçlarını... Hangi aptal, ''ikon'' olabilmiş? ya da hangi esmer, bu aptal sarışın kadar efsanevi ikonik yıldız olabilmiş? Bu arada gerçek IQ'su 168 (kaynak: Vogue Dergisi) bu durum: 350 bin kişiden sadece birinde görülüyor. 


Esas konumuza dönecek olursak artık insanların çoğu satıcının güzeline değil nezaketine, uzun boyuna değil düzgün Türkçesine, makyajına değil ahlakına, gevezeliğine değil sözüne sadık oluşuna bakıyor. Yani iyi bir satıcı sanılanın aksine çok konuşmaz. Önce bu konuda bir anlaşalım. Vasat satıcılarının kendilerini savunma biçiminden dolayı yayılmış bir efsanedir...

Verimli, çalışkan ve başarılı olanların en temel özelliği: zekice sorular sorabilmesidir. Einstein'ın bir sözü hemen aklıma gelir. Der ki: ''Bir insanın zekasını verdiği yanıtlardan değil sorduğu sorulardan anlarım.''

İkinci temel özelliği ise çok iyi bir 'dinleyici' olmasıdır. Sakin ve dengelidir. Cevap vermek için karşısındakini dinlemez. Anlamak için dinler. Günlük hayatınızda bir düşünün kaçınız karşınızdakini anlamak için dinliyorsunuz? Ne dediğini tam yorumlamadan direkt cevap vermeye yoğunlaşıyoruz. Bu da iletişim kazalarına yol açıyor.


Satış mesleğinde bir satıcı olarak en zorlandığım nokta sabırsız oluşum olmuştur. Karşımdakinin konuşması bitmeden sözünü bölüyordum. Bir keresinde telefonda bir firmanın yetkilisinden randevu ayarlamaya çalışırken sağlam bir azar işitmiştim. Lafını bölmüştüm. Hızlı düşünüp, hızlı hareket eden, hızlı işlerini bitiren biriydim.(kırmızı-mavi profilde yani panter- baykuş) Satıcılar bilir. Hırslı ve sonuç odaklı profildeki satıcılardan olduğum ama karşımdakinin aksi özellikte olması nedeniyle iletişim kazalarına yol açmıştı. Ne zaman yavaşladım, karşımdakini dinledim. O zaman satış rakamlarım arttı.

Sadece iyi dinlemek yeterli mi? tabiki değil. Telefon yoluyla ve yüz yüze görüşmelerinizde daha etkili, verimli tabiri caizse ikna edici görüşmeler elde edebilmeniz için kurduğunuz cümlelerde 'anahtar' kelimelerden yararlanmanızı ''şiddetle'' (anahtar kelime) öneririm.

Örnekler: ''Tasarruf'' edin. ''Faydalı'' hizmetler, ''Değer'' katar. ''Size özel'' tekliftir. Hizmetimiz, Size ve ekibinize ''Zaman Kazandırır.'' gibi...

Eğer satış mesleğinde çalışıyorsanız ya da kendinizin ve müşterilerinin kişilik özelliklerini öğrenmek istiyorsanız. Birçok kariyer uzmanı bu alanda testler yapmaktadır. İnsan değerleri departmanınıza ekiplerinize bu alanda gerekli eğitimlerin uygulanmasını talep edebilirsiniz. DISC analizi olarak geçiyor. Benim sonucum: DC çıkmıştı. 😜 ve panter-baykuş...


13 Mart 2019 Çarşamba

FİLM ÖNERİLERİ

ORTAK (The Associate)

1996- Komedi


Whoopi Goldberg deyince şüphesiz birçoğumuzun aklına ''Yırtık Rahibe'' filmindeki muhteşem performansı gelir. Lakin Kendisi bu filmden ibaret değil. The Associate (Ortak) filminde de aynı sempatik, komik, samimi oyunculuğunu izleyip keyifli dakikalar geçireceğinize eminim. Whoopi, filmde iş hayatında bir 'Kadın' olarak yükselmenin zorluklarını yaşarken bunu trajikomik bir olaylar silsilesi şeklinde seyirciye yansıtıyor. 

Erkeklerin hakimi olduğu iş dünyasında varlığını koruyup ilerleyebilmenin yolunu 'erkek' kılığına girmekte buluyor. Eğlenerek izleyeceğinize inanın hiç şüphem yok... Özellikle kadın beyaz yakalılar haydi indirin ve izleyin...



14 Şubat 2019 Perşembe

YAKAM BEYAZ BEYNİM AYAZ-(MOBBİNG)


  Lise ve Üniversite yıllarında iken şu lafları birçoğumuz işitmişizdir: ‘’Sen okulu bir bitir, asıl gerçek hayatı o zaman göreceksin.’’ Evet. Ezeli rekabetin, hırsın, öfkenin, bastırılamayan ve denetlenemeyen kıskançlığın, haksızlıkların en çetinini iş hayatında görüyor insan. Ama şu da unutulmasın ki okul hayatı da bunun sinyallerinin verildiği ilk yerlerdir. Öğrencilik yıllarımda birçok sınıf arkadaşımın güzel sunum yapmam ve iyi puan almam nedeniyle tahtaya hep en son çıkmam için ellerinden geleni yaparlardı. Bazen de içlerindeki kıskançlığı ‘’Aaa inekler geliyor’’ diyerek ben ve benim gibi başarılı arkadaşlarımı ötekileştirmeye çalışırlardı. ‘’Bunların topunu imha edeceksin’’ diyenini bile duydum. Çan eğrisi gereği çıtayı yükseltiyormuşuz. Bu yüzden onlar düşük puan almak zorunda kalıyorlarmış. Tüm bu örnekler okul hayatından iş hayatına geçen beyaz yakalı için sadece birer provaydı. Asıl mobbing denilen nam-ı değer zorbalıkların kat be katını yaşayacağından habersizdi.




  İnsan çalıştığı yerde karşılaştığı tüm olumsuz durumlar karşısında kendini yapayalnız ve çaresiz hisseder. Sanki koskoca şehirde binlerce çalışanın içinde sadece kendisi bu durumlarla karşılaşıyordur. Sevgilimiz terk eder,  evlisinizdir eşiniz aldatır. Ya da herhangi bir sağlık sorunu yaşarsınız ve bu durumu yeryüzünde sadece siz yaşıyor gibi hissedersiniz. Öyle savunmasız, güçsüz, yapayalnız… Halbuki sizinle beraber tüm bu acıları paylaşan bir sürü insan var. Hani insan, insanın zehrini alır diye bir söz vardır. Hissettiklerinizi paylaştıkça sizin yolunuzdan geçmiş olan çoğu insanın varlığını fark edersiniz. Kişisel gelişim kitaplarını sevmem. Çünkü hemen hemen hepsi hiçbir çözüm üretmez. Sorunlarınız karşısında ne yapmanız gerektiğini bilmemeniz nedeniyle bu kitaplara sığınırsınız. Çözüm arar, arar son sayfaya kadar okur fakat genel geçer sözlerden başka bir şeye rastlayamazsınız. Kişi kendini kapana kısılmış gibi hisseder. Bu kitaplar: ‘’İçindeki gücü hisset’’ ‘’Sen Özelsin’’ “Hiç risk almayan kişi, belki acı ve üzüntülerden korunabilir; ama büyüyemez, sevemez, değişemez, hissedemez, öğrenemez.’’der. Hepsi doğrudur. Buna diyecek bir lafımız olamaz. Ama zaten bunları biliyoruz. Bize bunların uygulamasını göster. Bize bilmediğimiz bir şey söyle diye avazınız çıktığı kadar bağırasınız gelir.



 Mobbing yani zorbalık dediğimiz durumla beyaz yakalı iseniz karşılaşma olasılığınız çok yüksek. Bu konuda hemfikir olalım. Asıl önemli nokta karşılacağınız bu psikolojik şiddetler karşısında nasıl bir tutum sergilemeniz gerektiğidir. Genelde başarılı, azimli ve bazı yetkinliklere sahip kişilerin daha çok maruz kaldığı gözlemlenmiştir.Yatay ve dikey düzlemde yani hiyerarşide bu tutumlar uygulanabiliyor. Daha anlaşılır bir şekilde açıklamak gerekirse; bazen yöneticiniz, kimi zaman da çalışma arkadaşlarınız bu kötü muamelelerle sizi bezdirmeye çalışacaklardır. İstifaya sürüklemek en büyük arzuları olacaktır. Çalışanlar yani ben onlara 'koyun sürüleri' diyorum. Üçer, dörder kişilik gruplar halinde gezerler. Sevmediklerini aralarına almazlar. Arkasından dedikodularını yaparlar. Yanlarına gidince ise yüzüne gülerler. Genelde bu gruplaşan şahıslar yöneticinin etrafındadırlar. Bunlara hep kral ve soytarıları ya da kraliçe ve soytarıları derdim içimden. Yalakalığın dibine vururlar. Sigara molasında aşağıda yanına giderler. Öğle yemeğinde yanındadılar. İyi geçinelim de performans primlerinden nemalanalımın derdindedirler. İstediklerini de gerçekleştirirler. Kız peltektir, doğru düzgün telefon görüşmesi yapamaz. Tele satış ekibinde öyle pek bir satışı yoktur. Bir bakarsınız 95 puan almıştır. Siz Anadolu bölgesinden sorumlusunuzdur. Diğerleri İstanbuldur. Gelen Anadolu müşteri talebini sevdiği yalakalarından birine verir. İtiraz etmeye çalışırsınız. Karambole getirir. Lafı ağzınıza tıkar. İstediğime veriririm der. Yönetici dediğim kişiler genelde ‘’Supervisor’’ veya ‘’Takım Lideri’’ olurlar. Direktör veya Genel müdürler pek mobbing ile uğraşmaz. Çünkü arzu ettiği yere, mevkiye ulaşmışlardır zaten. Kimseyi yok etmek gibi bir dertleri olmaz. Varsa da sayılarının çok fazla olduklarına inanmıyorum. Öncelikle çalıştığınız ekipte size karşı farklı muamele yapıldığını, dışladıklarını, yalnız bıraktıklarını, küçük düşürdüklerini, iğneleyici sözler laflara maruz kalıyorsanız şunu bilmelisiniz ki esas amaçları sizi kendinizden şüphe ettirmeye çalıştıklarıdır. Ya acaba bende mi bir tuhaflık var? Bir şeyleri ben mi yanlış yapıyorum vs.. Suçlu hissettirmek ana amaçlarından biridir.


Yapılan bazı araştırmalarda kadın-erkek çalışan oranının eşit olduğu şirketlerde fiziksel taciz oranının daha az olduğu sonucuna ulaşılmış. Erkek yoğun şirketlerde fiziksel taciz daha fazlayken, kadın sayısının fazla olduğu yerlerde psikolojik tacizin daha sıklıkla görüldüğü sonucuna ulaşılmış. Çünkü daha çocukluk dönemlerinde yetiştirilirken erkeklerin rekabet ederken kavga, dövüş ile çözmeye gitmesi empoze edilirken kadınlar ise daha çok manipülasyonu veya dedikodu, iftira vs.. yollarını tercih etmiştir. Zorbalıkların olduğu işletmelerin kurum kültüründen yoksun olduğunu, aynı devlet dairesi zihniyetiyle statükocu anlayışı kendilerine ilke edinmişlerdir. Bu yerlerde eski çalışanlara gereğinden fazla kıymet verilir. Onlar da kendilerini bulunmaz Hint kumaşı misali bensiz burası bir hiç edasıyla ortalıkta hiçbir iş yapmadan salınır. Psikolojik zorbalıklara maruz kaldığınızda biliniz ki sizin yalnız kalıp, duygusal çöküntüye uğrayıp pes ettirmeye çalışıyorlar. Diğer amaçları itibarsızlaştırmak olacaktır. Nasıl mı? Arkanızdan asılsız konuşup, çeşitli söylentiler çıkarırlar. Başkalarıyla konuşmanız, sosyalleşmeniz kısıtlanır. Sanki orada değilmişsiniz gibi yaparlar. Bazen çok sessiz kaldığınızda da direkt hedef olabilirsiniz. Tavsiyem: özellikle çalışma arkadaşınız baktınız ki polemik oluşturmaya çalışıyor. Ağız dalaşı başlayacak gibi hemen orayı terkedin. Tuvalete gidin. Aşağı mola diye çıkın. Fakat kesinlikle ağız münakaşası vss girmeyin. Amaçları kavga çıkarmak ve her söylediğiniz kelimeleri cımbızla çekip şikayet etmek de koz olarak kullanmak olacaktır. Maillerle tuzağa düşürmeye çalışabilirler. Yazılı olarak bir polemik olur mu diye sakın maillere cevap verirken belirli kalıpların dışına çıkmayın ve kurduğunuz cümlelere çok dikkat edin. Bir yere yeni başladıysanız. Oradaki kendini akıllı zanneden yarım akıllılar. Ben bunlara Adana dilinden şöyle diyorum: ‘’Bakmaz mıçının samsağına, çıkar dağın yökseeine’’ Yemeğe çıkarsınız. Ağzınızdan başka çalışanlar hakkında ne düşündüğünüzü vs.. sorarak laf almaya çalışır. Ola ki ağzından olumsuz bir yorum yorum çıktı. Vay haline vay ki ne vay!



 Böyle kötü yönetilen yerlerde roller net olarak tanımlanmaz, karlılığa odaklıdırlar, çıkar ve menfaat ilişkileri her şeyden önemlidir. Birçoğu kadındır bunların. Dedikoduyla beslenirler. İçlerinden biri direktörün arada masasına gider fıs fıs bişeyler anlatır. O masasına giden kız ofisin ispiyonudur. Benim patroniçelerimden birinin vardı böyle bir ispiyonu. Çirkef ve eski çalışandır bu ispiyon. Hatta bir keresinde pek saygıdeğer patroniçem bana serviste ağzına geleni söyleyen bir çalışana karşı kendimi savunduğum için ‘’sen kendini onunla bir mi tutuyorsun gibi’’ zavallıca bir yanıt vermişti. O an bir yönetici makamındaki bir kişinin nasıl böyle bir mantıksallıktan uzak bir görüşe sahip olabilir diye düşünmüştüm. Değil herhangi bir eski çalışan hiçbir genel müdür de hakaret içerikli hitaplarda bulunamaz. Ne demek sen kendini onunla bir mi tutuyorsun? Yani yeniysen eski çalışan sana hakaret ederse cevap vermeye hakkın yok. Sanki Padişahlıkla yönetiliyoruz. Bu yönetici koltuğuna bir şekilde erişmiş kişiler yani kendini yönetici zannedenler genelde çalışanlarına insiyatif kullandırmaz. Mentorluk yapmasına izin vermez. Başarısını ödüllendirmez. Sorunlarıyla ilgilenmez. Çalışanın kariyer planına zaman ayırmaz. Sözlü olarak övmez. Önemli görevlerde önderlik etmesi için başarılı kişiyi seçmez. Hatta bazıları vardır ki sizi diğer çalışanın yanında eleştirip, azarlarken o diğer çalışan zevkten kahkahalar atar ve hiç evladım ne gülüyorsun. Ben arkadaşını eleştiriyorum ve sen mutlu mu oluyorsun bu durumdan? Diye sormaz.


 Hayatımızda hep bir yerlerde bir şekilde psikolojik şiddete ya da mobbing denilen zorbalığa maruz kalabiliriz. Burada sizin sadece işinize kanalize olmanız ve muhakkak ki başarılı bir çalışan olmanızı öneriyorum. Performansı iyi bir kişiyi devirmeleri çok zordur bana güvenin. Zamanında kendi aralarında odada konuşmalarına şahit olduğum grupta ispiyoncuya bir şeyler anlatıyorlardı. Bu da benim için: ‘’Ona bir şey yapamayız. O kendini yöneticiye ispat etti. Performansını beğeniyorlar şeklinde yanıt vermişti.’’ Çalışma hayatım boyunca hiçbir gruba dahil olmadım. Herkese eşit mesafede yaklaşmaya çalıştım.


 Kendi kendinize yetmeyi öğrenmelisiniz. Başarılıları sadece yalnız bırakarak çökertmeye çalışırlar bunu unutmayın. Kötü davranarak. Yönetici konumuna gelmiş kişilerin en belirgin özellikleri: haklarını arayabilen kişilik yapısına sahip olmaları. Fakat bunu çok stratejik olarak gerçekleştirebilmeleridir. Yani öfkelerini çok iyi yönetebilmeleridir. Poker face misali seslerinde ve yüzlerinde oynama yoktur. Ay ne kadar hanım kadın dersiniz. Zarif, kibar. Halbuki kötü bir şey söylerken bile bunu duygularını kontrol ederek yaparlar. Politikanın kitabını siyasetçilerden sonra beyazyaka dünyasındaki patronlardan öğrenebilirsiniz. Bulunduğunuz yerden hiçbir şekilde kaçmayın. Başarılı, güçlü ve kendi kendine yetebildiğinizi gördüklerinde çaresiz kalacaklardır. Kaçmak, pes etmek hiçbir şekilde çözüm yolu değildir. Her yerde bu tip kişiler olacaktır. Hiçkimse benim moralimi bozabilecek kadar benden güçlü olamaz. Çok mu bunaldınız sevdiğiniz bir arkadaşınızı arayın ve telefonda görüşün. Onun sesini duymak size o kadar iyi gelecek ki… Unutmayın hayatta her şeyin bir çaresi muhakkak ki vardır. 

İşletmelerin başarılı çalışanlarını neden kaybettiğine ve yaşanmış mobbing vakalarıyla ilgili detaylı bilgilere ulaşabilmeniz için Canan Duman'ın aşağıdaki kitabını okumanızı tavsiye ediyorum. Hem yöneticiler hem de çalışanlar için faydalı olacağı kanısındayım.



6 Ocak 2019 Pazar

NE OKUSAM?


 Herkese Merhaba,

Son zamanlarda kitaplarını severek okuduğum geçn bir yazardan bahsetmek istiyorum. Şebnem Burcuoğlu'ndan. Kendisini birçok kişinin 'Kocan Kadar Konuş' filminden hatırlayacaktır. Zira ülkemizden kitaplardan önce televizyon ve içi boş diziler tercih ediliyor. Uzun satırları okumaktan sıkılıp daha kolayı olan video izlemeyi tercih etmek herkesin işine geliyor.

  

Burcuoğlu, Bilkent Üniversitesi mezunu imiş. Şu anda Milliyet Gazetesi'nde köşe yazarlığı yapıyor. Demirören Medya'ya Kurumsal İletişim direktörü olarak atanmıştır. Web sitesinden hakkında detaylı tüm bilgilere ulaşabilirsiniz.

http://www.sebnemburcuoglu.com/


Bütün kitaplarını okudum. Akıcı üslubu ve günlük hayatın ortaya çıkardığı ilginç karakter ve öykülerle dikkatimizi çekmeye devam ediyor.  Eminim ki  kitaplarını sıkılmadan bir solukta bitireceksiniz.




     


23 Aralık 2018 Pazar

KAHVE FALI


Fala inanma falsız kalma demişler. Lakin bazen fincanda öyle belirgin şekiller çıkabiliyor ki insan hayretler içerisinde kalabiliyor. Şu an olduğu gibi...😲



FAVORİ PARFÜMLERİME DEVAM


Herkese Tekrar Merhaba,

Birkaç ay evvel ki yazımda en sevdiğim parfümlerimin hangileri olduğunu paylaşmıştım. Bugün bahsedeceklerim de yine deneyip memnun kaldığım ve favorilerime eklediğim kokular...



Versace Crystal Noir

versace crystal noir ile ilgili görsel sonucu

Bu markanın daha önce Bright Crystal ini kullanmıştım. Kokusu güzeldi fakat bunun kadar kalıcılığından memnun kalmamıştım. Noir,

 Donetella Versace kokuyu ilk kez kokladığında neler söylemiş: “şehvetli, nadir ve narin, hem kırılgan hem vahşi, işte tam da anlatmak istediğim buydu!” .Bir kereden fazla satın aldığım ve favori kokularım arasına aldığım nadir parfümlerdendir kendileri. Genelde hanım hanımcık olmak istediğim günlerde elimin gittiği..😀
Amber ve Misk kokusunu seviyorsanız keyifle kullanacağınıza eminim. 

Yves Saint Laurent Mon Paris EDP



İlgili resim



Parfüm satın alırken kalıcı olmasını istiyorsanız Edp olmasına dikkat etmelisiniz. Mon Paris e gelicek olursak, günlük olarak kullanabileceğiniz çiçeksi ve ferah bir koku. Edt olmasına rağmen kalıcılığı muhteşem. İçinde 

Şakayık – Beyaz Misk-Datura Çiçeği – Silhat Esansı bulunuyor.



AVON FEMME EDP



avon kadın parfüm ile ilgili görsel sonucu

Greyfurt, yasemin, armut, nilüfer, manolya, gardenya, şeftali kabuğu, misk ve amber ağacı notaları bulunan hafif ve temiz koku arayanlara güzel bir alternatif olacağına eminim. Meyve ve çiçek notalarını birarada sevenler için harika bir koku...

8 Aralık 2018 Cumartesi

SİZ DE BİZİM PAZARLAYAMADIKLARIMIZDAN MISINIZ?



  Pazarlama denildiğinde ürün veya hizmetlerin alıcı bulabilmesi adına yapılan iletişim stratejileri aklımıza gelir. Temelde tüketiciyi koşullandırmak diye yorumlayan bir kesim de bulunmaktadır. En genel haliyle ürün, fiyat, yer ve promosyon çalışmaları olarak hemen hemen herkesin bildiği bir kavramdır.
 Ben pazarlamayı üniversite yıllarında bütünleşik pazarlama iletişimi gibi derslerde kitap satırları arasında tanısam da kendisiyle birebir iş hayatına atıldığımda müşerref oldum. Bir de ilkokuldayken haftasonları TRT'de izlediğim Bizimkiler dizisindeki Halil Pazarlama Ltd Şti'den. :) Şirketin Ceo'su namı değer yandan çarklı Halil efendiden. Hepimize bastonlu pazarlama dersleri vermişti. Kırarım boynuzunu İblis! diyen Halil ile yetişen bir kuşağız biz. 

''HER YER HALİL, HER YER PAZARLAMA''


''ÇOK YAKINDA TÜM AVM'LERDE ''HALİL SPOT PAZAR'' SİZLERLE OLACAK''

''YENGEÇ, HALA SENETLERİ ÖDEMEDİ''


   Nostaljiden sonra konumuza dönersek: Genelde şirket içerisinde üç-beş kişilik bir ekibin pazarlama departmanında çalışıp tüm pazarlama stratejilerini oluşturduğu bir bölüm gibi algılarız. Halbuki işin özü hiç de sanıldığı gibi değildir. Pazarlama, sadece beş kişilik pazarlama okumuş kişilerin tekelinde bir iletişim bilimi-sosyal bilim değildir. Kurumlarda, pazarlama denildiğinde kapısında çalışan güvenlik görevlisinden, resepsiyonunda duran personelinden, İnsan kaynaklarına ve Finans birimine kadar tüm çalışanların pazarlama bakış açısıyla hareket etmesini gerektirir. Ürünün fiyatını belirlerken finans birimi pazarlama bakış açısına sahip olacak ki fiyatlandırma aşamasında doğru analizler yapılabilsin. 

  Genelde biraz kasıntılardır pazarlama birimindeki çalışanlar. Normal bir mail atarsın muhakkak iğneli, hafif agresif bir yanıtla karşılık verir. En azından benim çalıştığım yerdekiler öyleydi. (Birçok şirket değiştirdim bu arada, görüşlerimi küçümsemeyin J) Sıklıkla satış ile karıştırılır. Ya da bilim mi yoksa sanat mı diye tartışmaları yapılır. İstatistikten, Sosyolojiden, Ekonomiden, Antropolojiden, Psikolojiden, Coğrafi koşullardan beslenen bir alanı sosyal bilim olarak değerlendirmek kanımca daha sağlıklı olacaktır. Kaç tanesi tüm bu bilimlerden yararlanıyor, veya altyapılarında bu donanım var derseniz bence çoğunda yok. Robert mezunu olup, en az iki dil konuşabilen ve Harvard’da eğitimini tamamlamış ve birçok çok uluslu şirketlerde çalışmış kişileri tenzi ediyorum. Gerçi buralarda okumak gerekmiyor illa iyi bir pazarlama uzmanı olmak için. Sadece bu havaya ve albeniye sahip davranışlarda bulunuyorsanız altyapınızın da aynı doğrultu da sağlam olması gerekiyor.Yoksa bu çok bilmiş takılmalarınız soytarılıktan başka hiçbir işe yaramaz. Arkanızdan güler geçeriz. Boğaziçi'nden mezun olmuş sünepe, kendine güveni olmayan ve telefonda daha doğru konuşmayı bilmeyen kişiler de gördüm, görmedim değil. Yanında sekiz senelik deneyimi olan kişiye nasıl mail yazılır diye ders verenleri de gördüm. Lise mezunu, yirmi yaşında yanındaki kişinin işine karışır. Bakarsın yazdığına bir paragrafta en az iki tane devrik cümle kurmuş ve anlatım bozukluğu var. Ama sana, bana akıl vermeye kalkar. Bu tipleri en fazla ''Z'' kuşağında görüyorum. Yadırgamamak lazım çocuklar dijital çağda doğdular. Hayatları gibi algı sistemleri de sanal dünyada şekillenip, vücut bulduğu için özgüven ile haddini bilmeyi sıklıkla karıştırırlar. Şirketlerde bu birimde çalışan personellerin daha havalı olmasını ve her işinize karışmasını (özellikle satışçılara) yaşadım. J Biraz haklılık payları var çünkü satış, reklam, hakla ilişkiler yani tutundurma alanındaki tüm birimler pazarlamanın bir parçasıdır sadece. Önemli olsa da pazarlama uzmanlarının satış uzmanlarından yahut reklam uzmanlarından üstün bir tarafları yoktur. Ne eğitim, ne zeka ne de kişilik özellikleri olarak. 



  Pazarlamanın bir çok birimi kapsaması burunlarının kaf dağına kalkmasına sebep oluyor sadece. Hani çok yaratıcı işler yapıyorlar ya, çok üretkenlerdir ya o bakımdan. Gerçi reklamcılarda da var bu durum. Reklam Ajanslarında vardır bu tiplerden. Biraz daha rahat bir ortamda çalışıyorlar, işe parmak arası terliklerle gidiyorlar diye tüm gezegenin kendi etraflarında döndüğünü sanıyorlar. En azından etrafa böyle bir enerji yayıyorlar. Birkaç beyin takımı var oda bir veya iki kişiyi geçmez. Bu kişiler dışında yaratıcı kimsenin olmadığını kabul edelim arkadaşlar. Yaratıcı olmak, diğer kişilerden farklı olmak saçlarını beline kadar uzatmak, beş karış sakal bırakmak, küpe takıp, tüm vücuduna dövme yapmak, yağlı kafayla dolaşmak, hakkında hiçbir şey bilmediğin deist, ateist gibi alanlara yönelmek, saçını yeşile boyamak, diline piercing takmak entel görünmek değildir. 




  Farklı ve biraz daha marjinal olmak istiyorsanız çok okuyacaksınız. Üreteceksiniz. Birçok kişinin yapamadığı meşgalelerle uğraşacak topluma faydalı olacak, en azından anlamlı işlerle uğraşacaksınız. Tabi işiniz dışında. Genel kültürünüz olacak. Yemek kültüründen de anlayacaksınız, müzikten de , edebiyattan da, tiyatrodan da, sinemadan da... Ayda bir kez hangi film vizyona girdiyse izleyeceksin. Yeni çıkan kitapları takip edeceksin. Rus Edebiyat'ından bir yazar ismi duyduğunda şaşırmayacaksın. Öyle haftasonu yağlı kafanla izbe Hard Rock kafeye gitmekle, içki içmekle marjinal olunmuyor. İçki deyince aklıma seneler evvel çalıştığım bir şirkette sözde marjinal takılan bir kız bana şöyle tuhaf bir soru sormuştu: Özleyiş neden sigara içmiyorsun? Sahi hiç içmedin mi? Aykırı olmak, farklı olmak sigara veya alkol kullanmayla başlıyor onların lügatında. Ajans tecrübem çok kısa bir süre olmuştu. Ajans sahibinin motosikleti vardı. Dövmeli, siyah, uzun kıvırcık saçlı bir kadındı.İşe motoruyla gelirdi vs.. Havalı olurlar vesselam.




   Tekrar ana konumuza dönecek olursak; sahaya ve müşterilere temas eden ve yakından tanıyan kişiler satış personelleridir. Bu bakımdan pazarlama ve satış birbirini beslemelidir. Dünyanın en zekice hazırladığınız pazarlama stratejileriniz; ürün, hizmetlerinize talep talep oluşturmamışsa satın alınmıyorsa tüm stratejilerin hiçbir anlamı yok demektir. Satışçılar bu yüzden bir şirketin canı, kanıdır. Bu yüzden değil mi mühendis bile yüksek lisansını pazarlama alanında yapıyor. Pazarlama uzmanları stratejilerini belirlerken çeşitli araştırma yöntemlerinden yararlanırlar. Kalitatif, kantitatif, odak grup çalışmaları vs… Yapılıyor yapılmasına da neden yeni piyasaya çıkan ürün ilk 3 ayda raflardan kaldırılıyor? Neden talep görmüyor, neden satın alınmıyor? Demek ki bu yöntemler yeterli değil. Demek ki insanların ''düşünce ve duyguları arasında'' koskoca bir boşluk var. Yoksa neden sigara paketlerinin üzerine ürkütücü ciğer fotoğrafları konulup, sağlığa zararının uyarının yapılmasına rağmen ve herkesin zararlarını bilmesine rağmen satılıyor? ürün yerleştirme, koku pazarlaması gibi konulara bir sonraki yazımda değineceğim. Son olarak birkaç kitap önermek istiyorum. Bu alanda çalışmak isteyen veya okumak isteyenlere katkı sağlayacağına eminim.

Sevgiler...

 buyology ile ilgili görsel sonucu en iyi marketing kitapları kategorisi ile ilgili görsel sonucu